Superman ‘den 10 Yaşam ve Liderlik Dersi

10 11 2009

Pek çok kişi, “Superman” karakterini Aktör Christopher Reeve ile özdeşleştirir. Milyonlarca insanın bildiği gibi Reeve, kariyerinin doruk noktasında trajik bir kaza geçirdi; tamamen felç oldu; kendine bakamaz hale geldi; hatta, ilk başlarda yardımsız nefes bile alamadı.

Karısı Dana’nın desteğiyle, Chris azmetti ve yaşama döndü. Omurilikte hasarın ve diğer merkezi sinir sistemi bozukluklarının neden olduğu felç vakaları için tedavi ve ilaç geliştirilmesini hedefleyen bir araştırmanın ateşli savunucusu ve halk temsilcisi oldu. Bugün Reeve’in adını taşıyan vakıf, dünyanın en iyi nörobilimcilerine, araştırmalarda kullanılmak üzere 55 milyon doların üzerinde bağışta bulundu. Ayrıca, özellikle omurilik hasarından dolayı felç geçiren kişilerin günlük yaşamlarını iyileştirmelerine yardımcı olan ve kâr amacı gütmeyen organizasyonlara, 7 milyon doları aşkın Yaşam Kalitesi bağışı yaptı.

Christopher Reeve cesaret ve umudu yeniden tanımladı. Gücü, kararlılığı ve şefkati, bütün dünyaya ilham kaynağı oldu. Ama bence, öykünün süper insan kısmı henüz tam anlatılmadı. Bu öyküden çıkarılabilecek çok daha büyük dersler var.

Chris’in New Jersey’de son kez halk önüne çıktığı günün organizasyonunda yer almak, benim için büyük bir onurdur. Beyzbol stadyumu, tıka basa dolmuştu. O günü ve Chris’i asla unutmayacağım. Chris, 10 gün sonra öldü. O, benim kahramanım.

Chris Reeve, o gün bana 10 ders verdi. Bu derslerin size de hitap ettiğini ve bunları yürekten benimseyip uygulamaya karar verdiğinizde yaşamınızın değişeceğini biliyorum.

    1.

Önce kendinizi güçlendirin! Başka bir insana gerçek anlamda bağlanmanın tek yolu, önce kendinizle bağlantı kurmaktır. Şefkat, yakınlık ve herkesle ilgilenme, önce kendinize izin vermek, kendinizi anlamak ve bilmek ile olur.

Eylem Önerisi: Her gün kendinize zaman ayırın; gerekirse kendinize randevu verin. O günü, haftayı, ayı ya da yılı düşünün; konuşmak için seçtiğiniz sözcükleri ve yapmayı seçtiğiniz hareketleri değerlendirin ve kendinize şu kritik soruyu sorun: “Gerçekten inandığım ve değer verdiğim şeyle uyumlu hareket ediyor muyum?”

    2.

Mutlak olanı reddedin. Mutlak diye birşey yoktur! “Bu asla olmayacak” diyen biri, inanç ve ısrarı anlayamaz. Bir zamanlar dünyanın düz olduğu sanılıyordu; Christopher Columbus bu miti yıktı ve insanlık için örnek bir dönüşüm yarattı. Bunu yapmasaydı, Christopher Reeve kazadan sonra bu kadar yaşayamayacak ve bu kadar başarı kazanamayacaktı.

Eylem Önerisi: “Güvenlik düşüncesi”yle yanlış mutlakları kucakladığınız ve mutlakların gerçekten var olduğuna inandığınız anlar oldu mu? Kendi kendinize koyduğunuz ya da bir başkasının zihninize soktuğu tüm sınır ve kısıtları kaldırın.

    3.

Saygı duyulan ve çekinilen bir rakip olun. Her ikisi de eşit derecede önemlidir. Akranlarınızın saygısını kazanın; ama sizin her zaman kazanmak için oynadığınızı bildiklerinden emin olun.

Eylem Önerisi: Rakiplerinize yanaşın ve onların da size yanaşmalarına izin verin; ama yalnızca fiziksel yakınlık olarak! Onlara şefkat ve saygı gösterin; ama gözünüzü de ödülden ayırmayın.

    4.

Bir an evvel harekete geçin. Hazır olmak için asla zamanınız olmayacak. Bir hedef belirlediğinizde, bir karar verdiğinizde ya da sıkıntıya düştüğünüzde derhal harekete geçin! Christopher’ın trajedisi, onun hazırlanamayacağı birşeydi. Chris, bir tedavi bulmak ya da yeniden yürümek için çabalamak üzere hemen harekete geçmezse, ölümün daha iyi bir alternatif olacağını düşünmeye başlayabileceğini biliyordu.





Etkili Konuşmak İçin

10 11 2009

1- Erken başlayın
Bir konuşma yapmak zorundaysanız, daha sonra değil, hemen işe başlayın. Hazırlanmak için ne kadar çok zamanınız olursa, kendinizden o kadar emin olursunuz.

2- Dinleyicilerinizi tanıyın

KİME konuşacağınız hakkında bulabildiğiniz kadar bilgi edinin. Dinleyicilerinizin ortak özellikleri nelerdir? Eğitim düzeyleri nasıldır? Bu tür sorulara ne kadar çok yanıt bulabilirseniz, konuşmanızı onların duymak isteyeceklerine o kadar çok odaklayabilirsiniz.

3- Orijinal olmak konusunda endişelenmeyin
Heyecanlı ve kalpten gelen bir konuşma yapar ve söylediklerinize inanırsanız, seçtiğiniz konu hakkında konuşan ilk ya da 15. kişi olmanız fark etmez. Tüm orijinalliğiniz SESİNİZdir.

4- Basit olun
Kısa ve öz bilgi parçacıkları, dinleyicilerin söylenenleri daha kolay algılamalarını sağlar.

5- Onlara bir fırsat sunun

Dinleyicilerinizin sorunlarına çözüm bulun; onların düşünce ve eylem biçimlerini zorlayacak bir iddia öne sürün ya da onlara yeni bir şey öğrenme fırsatı sunun. Konuşmanızı, sunduğunuz fırsatın çevresinde şekillendirin. (?Bugün size işlerinizi sürekli erteleme eğilimini yaşamınızdan sonsuza dek silmeniz için 3 araç sunacağım.?)

6- Bir diyalog yaratın
Yaptığınız işi ?bir konuşma yazmak? şeklinde düşünmeyin. Bunu, sizinle dinleyiciniz arasında bir diyalog yaratmak olarak değerlendirin.

7- Dinleyiciyi konuşmanın içine alın
Diyalog hissini yaratmak için dinleyicinizle etkileşimde bulunun. Onlara soru sorun (?Kaçınız bu konuda hemfikir??); yapacak iş verin (?Bir sonraki gerçeği yazmanızı istiyorum??).

8- Kendinizi dinleyin
Konuşmanızın kulağa nasıl geldiği, nasıl okunduğundan daha önemlidir. Konuşmanızı göze değil, kulağa hitap edecek biçimde oluşturun.

9- Prova, prova, prova!
Konuşmanızı mümkün olduğunca sık prova edin; sürekli tekrarlayın. Böylece, mükemmel bir sunum yapabilirsiniz.

10- Eğlenin
Konuşmanızı oluşturma sürecinin kolay ve zahmetsiz geçmesine özen gösterin. Süreci eğlenceli kılarsanız, bu durum konuşmanıza da yansır ve süper bir sunum yapmış olursunuz!

(Kaynak : kendinigelistir.com-Jim Allen)





Diksiyon,Güzel Konuşma

10 11 2009

Güzel ve etkili konusmada diksiyon (söylenis-telaffuz-pronounciation) yani seslerin dogru çikarilmasi son derece önemlidir. Fonetik bilgisi seslerin çikarilisini inceler. Diksiyon ise buna ek olarak daha genis bir kapsamda, ses organlarinin dogru sesleri çikarabilecek sekilde egitilmeleri üzerinde odaklanir. Bu yönüyle diksiyon önemli ölçüde fonetige dayanir. Ancak biz bu bölümde konunun fonetik yönü üzerinde ayrintili durmayacagiz.

Türkiyede seslerin çikarilmasinda yörelere göre farklilik vardir. Ancak güzel seslendirmede daha çok Istanbul agzi esas alinir. Seslerin gerektigi gibi çikarilabilmesi için ses aletlerinin- girtlaktan baslayarak dil, dudaklar, çene ve buruna kadar tüm ses aletlerinin egitilmesi gerekir. Bu çerçevede asagida çesitli alistirmalar yer alacak.

Alistirmalari yaparken ses çikislarini netlestirecegiz. Iyi bogumlanma yani heceleri netlestirerek seslendirebilmek için dudak tembelligini ortadan kaldirmamiz gerekir. Sesleri ses organlarini abartili kullanarak çikaralim. Asagidaki doküman dört bölümden olusmustur: ….Birinci bölüm ses organlarinin egitimine iliskin alistirmalar; ikinci bölüm, sesli harflerin çikarilisi; üçüncü bölüm sessiz harflerin çikarilisi ve kullanimini anlatmaktadir. Dördüncü bölüm ise sesli ve sessiz harflerin cümle içinde karisik sekilde kullanimina iliskin alistirmalardan olusmaktadir.

Bu alistirmalarda verilen örnek cümle veya hecelerin bikmadan israrla tekrar tekrar seslendirilmesi gerekir. Bu çalisma sürdürüldükçe seslerin agizdan akarcasina çikmaya basladigini, baslangiçtaki zorlanma veya tutuklugun ortadan kalktigini göreceksiniz.

Diksiyon sesin güzel çikmasini ve sözlerin dogru seslendirilmesini amaçlayan sanatin adidir. Diksiyon bu yönüyle ses ve söz üzerinde odaklanmistir. Sözün içeriginin kodlanmasi yani etkili iletisim diksiyon sanatinin disinda kalan bir konudur. Ancak konu üzerinde olusturulan eserlerde bir karmaşanin mevcut oldugunu da itiraf edelim.

Diksiyon bölümünde diksiyonun temel ögeleri üzerinde durulmustur. Bu ögeler söylenis-fonetik, bogumlanma, vurgu, durak ve ulamadan olusmaktadir. Fonetik seslerin dogru çikarilmasiyla ilgilenen bir alandir. Boğumlanma, seslerin birbiri ardina tam ve tok sekilde kaybolmadan çikarilmasi alaniyla ilgilenir. Vurgu, söylemedeki monotonlugun kirilmasini saglayan, her dilde kendine özgü gelisen bir telaffuz konusudur. Yazi noktalamasi ve duraklariyla konusma noktalamasi veya duraklari birbirinden farkli olabilmektedir. Durak bölümü, bu sorunun çözümünü amaçlamaktadir. Ulama çalismalarina gelince, bu çalismalar kelimeler arasinda uyumlu geçisler saglamayi amaçlamakta ve dilin dogal kurallarindan yararlanmaktadir.

Söylenis-Fonetik

Söylenis bölümünde sesli ve sessiz harfleri ayri ayri inceleyecegiz. Türkçede 8 adet sesli ve 21 adet sessiz harf vardir. Sesli harfleri “ünlü”, sessiz harfleri de “ünsüz” kelimesiyle tanimlayacagiz. Türkçemizdeki ünlüler “a, e, ,i, i, o, ö, u, ü”den olusur. Ünsüzler ise “b, c, ç, d, f, g, g, h, j, k, l, m, n, p, r, s, s, t, v, y, z” den olusur. Söylenis bölümünde ünlü ve ünsüz harflerin fonetigini ögrenecegiz. Asagida konular hem anlatilmis hem de gerekli alistirmalar birlikte verilmistir.

Ses Organlarını Geliştirme :

Akcigerlerden çikan hava girtlaktan geçerken ses tellerinde titresimler olusturur, bu titresimlerle girtlak yapisina göre degisik sekillerde çok zayif sesler olusur. Bu sesler diger ses organlariyla yogrulur, titresimlerle rahatlikla isitilebilecek kadar büyür ve kimlik kazanir.





TEST

8 11 2009

Temel bir mühendislik pozisyonu için Karadenizli bir işverende işe başvurur. Mülakatlar sonunda finale Temel’le beraber aynı niteliklere sahip bir aday daha kalır. Bölüm müdürü adaylara on soruluk bir sınav yapılacağını söyler.

Test sonunda her iki adayın da bir soruyu yapamadığı ortaya çıkar. Müdürü Temel’in yanına gider, elini sıkar ve “İlginiz için teşekkürler, diğer adayla çalışmaya karar verdik der”.

Temel: “Neden sonuç böyle oldu? İkimizde dokuz soruya doğru cevap verdik. Ben Karadeniz’liyim, işi benim almam gerekir!”

Müdür: “Biz kararımızı doğru cevaplar değil, yanlış cevap üzerinden verdik.”

Temel: “O zaman nasıl bir yanlış cevap diğerinden daha iyi olabilir ki?”

Müdür: Basit. “Diğer aday 5. soruya “bilmiyorum” yazmıştı, siz “ben de” …”





KONUŞMA

8 11 2009

Büyük bir şirketin CEO’su bir kongrede konuşma yapacaktır. O da bir çalışanından kendisine 20 dakikalık bir konuşma hazırlamasını ister. Birkaç gün sonra CEO kongreden döner, öfkelidir.

“Bana bir saatlik konuşma yazmanın altındaki düşünce neydi?” der anlamak istercesine. “Dinleyicilerin yarısı konuşma bitmeden salondan çıkıp gitti”

Çalışan şaşırır. “Ben size yirmi dakikalık bir konuşma yazdım” der ve ekler “Sizin istediğiniz gibi konuşmanın yanında iki kopyasını daha verdim.”





Yeşil, mavi, turuncu:Geleceğin İK rengi

3 11 2009

PwC “Geleceğin İnsanlarını Yönetme – Ekonomik gerileme, iş dünyasının geleceğini nasıl değiştirecek” başlıklı raporunda 2020’de bir arada bulunacağını öngördüğü üç farklı ‘Dünya’ yani çalışma modeli hakkında bilgi sunuyor. Her bir ‘Dünya’, hayali bir şirkete dayanılarak oluşturulduğu; Yeşil, Mavi ve Turuncu Dünya olarak adlandırılan geleceğin üç dünyasında İK’yı neler bekliyor?

YEŞİL DÜNYA: ‘Yeşil Dünya’da asıl olan şeffaflık ve sosyal sorumluluk

İlk senaryo olan ‘Yeşil Dünya’da ‘G-Bank’ isimli hayali bir bankada finansal krizin yol açtığı, şirketlerde daha fazla şeffaflık ve sosyal sorumluluk olması gerektiği yönündeki talepler anlatılırken, bu dünyada halihazırda yeşil gündem maddelerinden biri olan çevresel sorumluluk arzusuyla birlikte bu talepler daha da artıyor.

MAVİ DÜNYA: ‘Mavi Dünya’da bireysel tercihler de çok önemli

PwC’nin ikinci senaryosu olan ‘Mavi Dünya’daki şirketler için, krize verdikleri tepkilerin sonuçlarını iyice düşünmek tüm diğer trendleri ele almakla aynı derecede önemli. Çin kökenli ilaç firması ‘Yao’ ile temsil edilen ‘Mavi Dünya’ şirketleri, büyük şirket kapitalizmi ve müşterek sosyal sorumluluğa olan inancın üstünde bireysel tercihleri de bünyesinde barındırır.

TURUNCU DÜNYA: Teknolojik gelişim ve yeniliğin son noktası ‘Turuncu Dünya’

PwC’nin raporunda üçüncü senaryo olarak sunulan ‘Turuncu Dünya’ büyük şirket kapitalizmi modellerinden en uzak ve en radikal senaryoyu oluşturuyor. Turuncu Dünya’da, önceden var olan dış kaynak kullanımı ve işgücünün küreselleştirilmesi, teknolojik gelişimlerin el verdiği en makul sonuca ulaştırılmıştır. Hayali bir piyasa araştırması ve iletişim şirketi olan ‘Data Honey’ ile temsil edilen bu senaryo, küçük şirketlerin geniş ağlar kurduğu ve büyük şirketlerin parçalandığı, çevikleştiği ve dış kaynaklardan yararlanan geniş bir ihracatçı topluluğuna dayandığı bir gelecek öngörür. Birden fazla müşterisi ve sözleşmesi olan ‘Data Honey’, ihracat ve talep bazında küresel farklılık gösteren bir işgücünü, sürekli teknolojik gelişim ve yeniliklerle desteklenen iletişim ağlarından faydalanarak yönetmektedir.





İKY AÇISINDAN MÜLAKAT

3 11 2009

İşveren ya da  şirket yöneticileriyle işe başvuran adayın 15-45 dakika süren bir oturumda adayın geçmişi, kişiliği, bilgi birikimi, akademik başarıları ve kariyer hedefleri gibi konuları gözden geçirdikleri toplantıdır.





HALE ETKİSİ

3 11 2009

Biz toplum olarak, herhangi bir insanla ilgili iyi yada kötü değerlendirmesi yaparken maalesef çok erken karar veriyoruz. İlk anda karşıdan aldığımız az miktarda veri ile bir fikir sahibi oluyoruz yani önyargımıza yenik düşüyoruz. Bunun sonucu da çoğunlukla hüsran olmaktadır. Bu duruma hale etkisi denmektedir. Biz insanları, olayları çok dar açılarla değerlendiriyoruz. Olayların yada insanların dışarıya yansıyan bölümü iyi yada negatif anlamda sadece küçük bir bölümüdür. Bu nedenle olaylara insanlara bakış açımızı genişletmeliyiz. Bir karara varmadan önce geniş perspektiflerle değerlendirme yapmalıyız.
Hayata insanlara dar açılarla değil geniş açılardan bakabilmeliyiz. Yani 360 derecelik bakış açımızı kullanabilmeliyiz.Kısaca hale etkisi; bireyin karşısındaki kişi hakkında olumlu veya olumsuz bir görüşe varmak isterken onun kişiliğinin sadece belirli bir çizgisini dikkate alma ve onun genel tutum ve davranışlarını salt bu kanısına göre değerlendirme eğilimidir.
Hale etkisi ikili ilişkilerde, aile ilişkilerinde, müşteri ilişkilerinde, yönetimsel ilişkilerde karşımıza çok çıkmaktadır.
İkili ilişkilerde; ilk anda karşılaştığımız görüntü veya sözel içerik algılamamızı karşımızdaki insanın lehine veya aleyhine olumlu yada olumsuz bir karara varmamıza sebep olur. Yani güler yüzlü olması onu hemen iyi insan yapabilir. Yada o andaki ruh halinin iyi olmamasının yüzüne negatif yansıması onu iyi insan yapmayabilir. Güzel gülümsemesi veya bakması, modavari giyimi, güzel cümleler kurması, mesleği, varlığı onu iyi biri yapmayabilir. Yine güzel cümleler kuramaması, güzel bakmaması, yada o an iyi bir işe yada varlığa sahip olmaması onu olumsuz biri yapmaz. Bu anlamda aşk hale etkisi ile başlar. Çünkü aşk ilişkilerinde ilk başlarda dışarıya yüzeysel dediğimiz olumlu özellikleri yansır. Daha sonra yüzeysellik derinlere gittikçe gerçek benlikler devreye girer ve herkes gerçek olanı yaşamaya başlayınca aşk ilişkisi şaşkınlık yaşar. Bu nedenle her tür ilişkide sadece bir yada iki veriye göre ve hızlı karar vermeden karşımızdaki insan hakkında hemen olumlu yada olumsuz bir yargıya varmamalıyız. Olumlu yada olumsuz bir görüş için daha fazla zamana ve veriye ihtiyacımız olabilir.
Hayatı anlamlı kılan değerlerden biri de birlikte yaşadığımız insanlardır. İnsanları bir yada iki özelliklerinden dolayı kötü yada olumsuz olarak değerlendirmek yanlış olur. Mükemmel insan yoktur. Hepimizin artı ve eksileri vardır. Birlikte yaşadığımız insanların yüzeysel görünümleri ile değil de sahip oldukları olumlu yönlerine odaklanarak daha mutlu yaşayabiliriz.





MÜLAKAT(iş görüşmesi)

3 11 2009

İş görüşmesi ya da mülakat en yaygın olarak kullanılan eleman seçimi yöntemlerinden biridir. Tek başına ya da diğer seçme araçları ile birlikte kullanılan mülakat, bir çok kurum için vazgeçilmez bir eleman seçimi aracıdır. Mülakat oldukça pahalı, geçerliği tartışma götürür bir yöntem olmasına karşın halen en yaygın olarak kullanılan eleman seçimi aracı durumundadır.
İş mülakatları çok değişik şekillerde gerçekleştirilebilir. Örneğin, mülakat tamamıyla serbest tarzda olabilir. Bu tür mülakatlar genellikle sohbet havasındadır; görüşmenin gidişine göre her adaya farklı sorular sorulur. Diğer yandan, mülakat tamamıyla yapılandırılmış olabilir. Bu tür görüşmelerde, adaylara sorulacak sorular önceden belirlenerek, herkese aynı sırada aynı sorular sorulur ve genellikle verilen cevaplar puanlanır. Mülakatları farklılaştıran diğer bir özellik de mülakatı gerçekleştiren kişi sayısıdır. Bazı görüşmeler tek bir kişi tarafından gerçekleştirilirken, bazı görüşmeler birkaç kişiden oluşan bir panel tarafından gerçekleştirilir. Mülakatta sorulan soruların içeriği de mülakatları tanımlayan bir özelliktir. Bazı mülakatlarda sorulan soruların büyük bir kısmı kişiyi daha çok tanımaya yönelikken, bazı mülakatlarda kişinin geçmiş tecrübe ve başarılarına yönelik sorular sorulur, bazılarında ise kişinin iş bilgisini ve başarılarını ölçmeyi hedefleyen sorular ağırlıktadır.
İş görüşmeleri , herkez için az ya da çok stres kaynağı olmuştur. Özellikle görüşmeyi yapan mülakatçı sizi rahatlatmaz ise, stres kat sayısı görüşmenin sonucunu bile etkileyebilecek kadar yükselebilir.
Hele birde adam sizin çelik gibi olması zorunlu sinirlerinizi denemeye kalkarsa yanmışsınız. Görüşmede ne olursa olsun, derin su sanayi dalgıçı edasıyla hiç renk vermeden , mülakata devam edin. Eğer işi sırf mülakatçı yüzünden kaybederseniz, akşamı bekleyin. Bu bekleme sürecinde bileğiniz kalınlığında ve ortalama 5-6 karış uzunluğunda bir odun edinin. İş çıkışı otoparkta mülakatçı ile gözgöze gelin ve bırakın kendizini… Gerisini içinizdeki hayvan halletsin.

Mülakat Sırasında

1. Dakik olun. Asla geç kalmayın. Mülakat saatinden 10-15 dakika erken mülakat yerinde olacak şekilde (trafik koşullarını da göz önüne alarak) yola çıkın. ( Sanki hiç işe geç kalmazmış gibi yapın )

2. Olabildiğince bakımlı olun ve resmi giyinin. ( Ye kürküm ye olayı )

Kadınlar: Etek-ceket ya da pantalon-ceket şeklinde bir takım iş görüşmeleri için uygun bir giysi seçimi olacaktır. Etek boyu ne çok uzun, ne çok kısa olmalıdır. Yine çok abartılı, dar, veya iddialı kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Kıyafet, abartılı olmayan sade ve zarif aksesuarlarla tamamlanabilir. Aynı şekilde saç ve makyaj abartıdan uzak olmalıdır. Özetle, sadelik, temizlik ve bakım mülakat öncesi benimsenmesi gereken ilkelerdir.

Erkekler: Koyu renk, ütülü bir takım elbise ve bu takımı tamamlayan fazla abartılı olmayan bir kravat uygun bir tercih olacaktır. Saç, sakal ve bıyık traşı olunmalı; temiz ve bakımlı bir görüntü sergilenmelidir.
Dış görünüşün yanı sıra, vücut bakımına özel hassasiyet göstermek yararlı olacaktır. ( Paraya kıyın, harbici bir parfüm alın, limon kolonyasının modası bitti. Limon kolonyasını dibine kadar sürdükten sonra 40 yaşında evde kalmış insan kaynakları müdiresinin odasına girdiyseniz, mülakata hiç başlama, teşekkür et, direkt dışarı çık.)

3. Görüşmeye alındığınızda sizinle görüşecek kişilerin elini güvenle sıkın. Güleryüzlü olmaya çalışın. ( Fırça yiyince küsmeyen, amirine sempatik görünmeye çalışan tarz sırıtırsanız çok iyi olur.)

4. Hem konuşurken, hem de dinlerken göz teması kurun. ( Yerinde gözüm var, psikopatım ben tarzında değil tabii ki…)

5. Rahat ve kendinizden emin olduğunuz mesajını veren bir beden duruşu sergileyin. Kollarınızı ve bacaklarınızı kavuşturmayın. Sandalye ya da koltuğunuzda “emanet” oturuyor izlenimini vermekten kaçının. Arkanıza yaslanarak rahat etmeye çalışın. ( Ağır ol molla desinler , gibilerinden. )

6. İyi bir dinleyici olun. Aktif dinleyiciliğin gereği olarak, görüşme yapanın sözünü kesmeyin, dinlediğinize işaret eden sözel ve sözel olmayan mesajlar verin. Dinleme safhasında başka şeylerle ilgilenmeyin. Kalem, anahtar, toka, vb. eşyalarla oynamayın. Karşı tarafın onayını aldıktan sonra gerekli gördüğünüz noktaları/bilgileri not edin. ( Mümkün olduğunca az konuşun , en iyi eleman tarzıdır. Nesneleri sallamayın , sizi otistik sanırlar. Not alırken dozu şaşırmayında , “vay embesil iki kelimeyi aklında tutamıyor” demesinler. )

7. ASLA yalan söylemeyin. Kendinizi olduğunuzdan fazla ya da az göstermeyin. Gerçek olmayan bilgi eninde sonunda ortaya çıkacaktır. ( ” Çok çalışırım”, ” Seyahat mi, ayy bayılırım!” , ” Fazla mesayi, tabiki sorun değil.”, “Amirlerim benim herşeyimdir ” gibilerinden beyaz yalanlarda problem yok…)

8. Politika ve din gibi duygusal tepkilere neden olabilecek konulardan uzak durun. ( Hele takım olayına hiç girmeyim, mazallah ezikbahçeli biriyle mülakat yapıyorsunuzdur.)

9. Sorulan sorulara yeterli olacak kadar yanıtlar verin. Vermek istediğiniz bazı mesajlar olabilir, ancak o an ele alınan konular ya da size yöneltilen sorularla ilgili olmayan konulara girmek görüşmeciler üzerinde iyi bir izlenim bırakmanızı engelleyebilir. Bunun öbür ucunda ise sorulara çok kısa ve yetersiz cevaplar verme eğilimi yer alabilir. ( Sonuç olarak konuşmaya çalışsan geveze, susarsan pısırık derler. )





CAM TAVAN SENDROMU

3 11 2009

İş dünyasında yönetici pozisyonunda çalışanların, belirli bir aşamadan sonra sektörlerinde yükselmelerini engelleyen faktörlerin toplamına “Cam Tavan” ya da “Cam Tavan Sendromu” adı veriliyor. Kadın yöneticiler için daha çok telaffuz edilsede erkek yöneticilerinde Cam Tavanı bulunmaktadır. Cam Tavan adından da anlaşılacağı gibi görünmez bir engeli tanımlıyor. Bir yönetici , belirli bir noktaya kadar yükseliyor, ama önemli bir terfi beklediği anda bilinmez nedenlerden dolayı arzu ettiği terfiyi alamıyor.

Uzmanlar Cam Tavan’ı yaratan çok önemli bir faktöre işaret ediyorlar. Bu kişinin kendi kendine yarattığı engeller. Bunlar, aile hayatlarının zarar görmesinden duyulan endişe, nasıl olsa yükselmem mümkün değil diyerek sonuna kadar gidememe ve bu yaklaşımın getirdiği özgüven eksikliği şeklinde tanımlanabilir.