3G yarışı kızıştı

27 07 2009

Türkiye’de iletişim tarihinde bir milat olarak değerlendirilen üçüncü nesil (3G) teknolojisinin 30 Temmuz itibariyle uygulamaya başlayacak olması dolayısıyla 3 GSM operatörü arasındaki yarış iyice kızıştı

Gelecek haftanın ilk günlerinde Türkiye 3G teknolojisi açısından oldukça hareketli günlere tanıklık edecek. Operatörler, 3 G hazırlık sürecinde yoğun bir tanıtım,reklam ve promosyon atağına kalkarken, abonelerini 3G teknolojisine dönüştürmek için de kampanyalar düzenliyorlar.

Türkiye’de iletişim tarihinde bir milat olarak değerlendirilen üçüncü nesil (3G) teknolojisinin 30 Temmuz itibariyle uygulamaya başlayacak olması dolayısıyla üç GSM operatörü arasındaki yarış iyice kızıştı. Gelecek haftanın ilk günlerinde Türkiye 3G teknolojisi açısından oldukça hareketli günlere tanıklık edecek. Operatörler 3 G hazırlık sürecinde yoğun bir tanıtım,reklam ve promosyon atağına kalkarken, abonelerini 3G teknolojisine dönüştürmek için de kampanyalar düzenliyorlar. Turkcell 3G için hem bireysel hem kurumsal müşterilerinden beklenenin çok üzerinde bir erken başvuru talebi aldığını açıkladı. GSM operatörlerinin yürüttüğü kampanyalarda mobil internette en hızlı kim teması yanı sıra, 3 G ile ne tür ürün ve hizmetlerin sunulacağı öne çıkıyor.

Vodafone ve Avea 3G uygulamaları ile ilgili hazırlıklarını ve sunacağı hizmetleri 27 Temmuz Pazartesi günü aynı saatlerde kamuoyuna açıklamaya hazırlanıyor. Turkcell ise 28 Temmuz Salı günü düzenleyeceği basın toplantısıyla 3G teknolojisini kamuoyu ile paylaşacak. Turkcell ayrıca 29 Temmuz akşamında da Genel Müdür Süreyya Ciliv’in katılımıyla İstanbul’da 3G gecesi düzenliyor.Turkcell uzun zamandır “ Merak Etmiyor musunuz” başlığıyla sürdürdüğü kampanya çerçevesinde 3G teknolojisini 30 Temmuz’un ilk saatlerinde 81 ilde aynı anda başlatacağını açıkladı.

TURKCELL 2 TEMMUZ’DAN BU YANA ERKEN TEKLİF ALIYOR
Turkcell’dan konuyla ilgili ANKA’ya yapılan açıklamada 2 Temmuz’dan itibaren kurumsal, 13 temmuz’dan itibaren bireysel müşterilerinden 3G için erken başvuru alındığı belirtildi.Açıklamada kurumsal müşterilerin şirket yetkilileri aracılığı ile erken başvurularını gerçekleştirdikleri,bireysel müşterilerin ise 3G yazıp 2323’e ücretsiz bir kısa mesaj göndererek başvurularını yapabildikleri kaydedilerek “Turkcell 3G servislerinin başlayacağı 30 Temmuz günü, erken başvuru yapan müşterilerimizden telefonu 3G’li olanlara, Turkcell’den hoşgeldiniz SMS’i gidecek ve böylece müşterilerimiz ücretsiz olarak 3G’ye geçmiş olacaklar ve 3G servislerini kullanmaya başlayacaklar. Telefonu 3G’li olmayan müşterilerimizi de kendilerine uygun 3G’li telefon tekliflerimizden yararlanmaları için Turkcell İletişim Hizmetleri’ne davet ediyoruz” denildi.

Vodafone 3G+ adını verdiği yeni sistemden abonelerinin yararlanabilmesi icin ön kayıt almaya başladı. Yapılan açıklamada 30 Temmuz itibariyle hayata geçecek olan Vodafone 3G+ servislerinden yararlanmak isteyen Vodafone abonelerinin, 3636’ya “3G” yazıp ücretsiz bir kısa mesaj atarak ön kayıt yaptırma fırsatına sahip olacakları ve her yerden istedikleri her anda süper hızlı mobil internet, görüntülü konuşma ve Mobil TV gibi servislerden ilk günden faydalanabilecekleri kaydedildi.

Avea, 30 Temmuz’da uygulanmaya başlanacak 3G teknolojisini tanıtmak için Türkiye genelinde beş ilde “Hayatın 3G Halleri” temalı bir dizi etkinlik düzenledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Üniversite Tanıtım Günleri’ne ana sponsor olan Avea, Taksim Gezi Parkı’nda dokuz gün süresince “Hayatın 3G Halleri” platformu ile hem öğrencilere hem de teknoloji meraklılarına her türlü mekanda 3G teknolojisine erişimin nasıl olacağını anlatacak.

Cep telefonu abonelerinin 3G servislerinden yararlanabilmesi için 3G uyumlu cep telefonlarının olması gerekiyor





ZAMAN

22 07 2009

Her saniye ayrılık, geride kalan her dakika mazi..
Yaşanmış tüm mekanlardan ve zamanlardan ayrıldık, yaşadık ve bitti.
Oysa hepsi şimdi hatıra.
Öyleyse neyin hasretiyle yanmalı, kalbini neye bağlamalı?
Geleceğin geleceği meçhul, geçmişse hüzün verici ve buruk.
Bir tek şimdimiz var, oda saniye saniye mazi olmakta ve her an gönlümüz ayrılığı tatmakta..
* * *
Birde şu aklıma giren kramplarda olmasa, düşünmeye devam edeceğim neyi düşünmem gerektiğini ve zamanın kopuk halinden ne anlayabileceğimi..
Zaman, mekan ve dünya, onca insan.. Milyarlarca insanın dünyanın milyonlarca farklı mekanında aynı anda milyarlarca farklı şeyler düşünmeleri..
Onca kalabalıkların, ahalinin, milletin, farklı şeyler peşinden koşuşturmaları, farklı şeylere üzülüp farklı şeylere gülmesi..
Her mekanın farklı bir tadı; belki bir deniz kıyısı yada savaşın, vahşetin ortası belki de dünyayı tümden gören bir pencereden bir akşam sefası..
Müziğin ritmine kaptırıp, gidişatın bir parçası olan kalabalıklara bakıp, kendimi sıyırıp o kalabalıkların içinden çekip alıp, yükseklerde birkaç yarenle seyre dalınca, kalabalıkların gökyüzüne doğru uçup gelen düşüncelerini düşünmek..
Düşünceyi düşünerek, kaptırıp kendini gizemine, anlam dolu olduğu halde, anlamadan anlamayı da düşünmek..
Zamanın akıl almaz akıntısına kapılıp, yaşamakta olduğunu dahi unutup, sürüklenip kayarken hayatta, biran durup da kendine bakmak ve farkında olmadan kaçırdıklarımızın farkına varmak. Gerçek zannettiklerimizin, yaşayıp gittiklerimizin hakikat değil de suret olduğunu, kandırılmışlığın yoruculuğuyla, kaybettiklerimizin üzüntüsü ve çalınmış zamanın ürkütücülüğü ile anlamak yada anladığını düşünmek..
Şimdilerde yaşamak için şimdinin öncesinden saklanmış bir parça zaman dilimi, birkaç anı, yada kopuk bir görüntü bile yok cebimde. Kendi hayatımın gerisine gidemeyişim, birkaç saniye öncesine bile dönemeyişim ve eski fotoğrafların davetkar bakışları..
Torunlarıma, onlarca defa anlatıla anlatıla değişmiş anılarımı hikaye ederken, zamanın kandıran döngüsünü, büyüleyen çabukluğunu anlatabilecek miyim?
Mazide kalmış anlatılmayı bekleyen, yeniden dile getirilmesi buruk bir zevk veren anılar daha çok hoşlarına gider belki. Hem zamanın biranda geçeceği, birkaç an sonrasında hikayeler anlatanların kendileri olacaklarına inanırlar mı ki?
Her şeyin sonunun bir adım ötede oluşu mıh gibi saplanmışken aklıma, cümlemi bitirebileceğimi garanti edemezken, nihayeti düşünmek, bitişi düşünmek, varışı düşünmek..
Zaman, duygusuz, kıvrak ve hızlı, mekan anlamsız bir boşluk, düşünce yetersiz bilgi çukurunda debelenen, karanlık dehlizlerde el yordamı ile gezen, tatmin olmak uğruna uykularımı delen bir çığlık, gecelerde kopan bir fırtına.
Zamanın ve mekanın sanallığına inandıramadığım ve birçok şeyi de anlamayan, yorgun anlarımın istiflenmiş hali işte; aklımdan emir alan, kalbimle çatışan, uslanmaz bir çocuktur düşünce..
Yolculuğun bitişidir ürküten düşünce ve bu yolculuğun, bu varışın, bu nihayetin sorgusudur tatlı anları, gülüşleri sukuta uğratan ve bitiş değildir aslında, yeniden başlayışın heyecanıdır zevklerden alıkoyan.
Bir an varken hayatta, yaşanmış tüm anları silip yutacak, geçmiş bitmiş ve geçmişin hesabı olacak; işte o andır düşüncenin bittiği an, kaderinde yazılı, sabırsızlıkla gün sayan..





YEMEĞİNİZİ EVDE YİYEREK %17 TASARRUF SAĞLAYABİLİRSİNİZ

22 07 2009

15.07.2009 Tarihi ve 27289 Sayılı Resmi gazetede yayımlanan 2009/15200 Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Bazı yemek hizmetlerinden alınan % 8 KDV oranı 15.07.2009 Tarihinden itibaren %18 olarak uygulanacaktır.

Bakanlar Kurulu Kararının ilgili bölümü ve bu karar ile değiştirilen KDV (II) Sayılı Cetvelin B) DİĞER MAL VE HİZMETLER” bölümünün 24 üncü sırası güncellenmiştir.

Yapılan düzenlemeye göre; 15.07.2009 tarihinden itibaren (Bu tarih dâhil) geçerli olmak üzere;

* Birinci sınıf lokanta ruhsatı ya da işletme belgesine sahip olan yerlerde,

* Üç yıldız ve üzeri oteller, tatil köyleri ve benzeri tesislerin bünyesindeki lokantalarda verilen yemek hizmetlerinde KDV oranı % 8 yerine, % 18 olarak uygulanacaktır.

Resmî Gazete Tarihi: 15.07.2009

Sayı:27289

BAKANLAR KURULU KARARI

Karar Sayısı: 2009/15200

MADDE 3 – 24.12.2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Kararnamenin eki (II) sayılı listenin “B) DİĞER MAL VE HİZMETLER” bölümünün 24 üncü sırasında yer alan “lokanta, içkili lokanta, kebapçı ve benzeri yerlerde ibaresinden sonra gelmek üzere “(birinci sınıf lokanta ruhsatı ya da işletme belgesine sahip olan yerler ile üç yıldız ve üzeri oteller, tatil köyleri ve benzeri tesislerin bünyesindeki lokantalar hariç) ibaresi eklenmiştir.

B) DİĞER MAL VE HİZMETLER

24- Gazino, açık hava gazinosu, bar, dans salonu, diskotek, pavyon, taverna, birahane, kokteyl salonu ve benzeri yerler hariç olmak üzere kahvehane, kır kahvesi, çay bahçesi, çay ocağı, kıraathane, kafeterya, pastane, ayakta yemek yenilen yerler, yemeği pakette satan veya diğer şekillerde yemek hizmeti sunan yerler, lokanta, içkili lokanta, kebapçı ve benzeri yerlerde verilen hizmetler (bu yerlerde verilen hizmetlerin alkollü içeceklere isabet eden kısmı hariç), (15/07/2009 Tarih ve 27289 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 15/07/2009 Tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2009/15200 Bakanlar Kurulu Kararı ile eklenen ibare ; “(birinci sınıf lokanta ruhsatı ya da işletme belgesine sahip olan yerler ile üç yıldız ve üzeri oteller, tatil köyleri ve benzeri tesislerin bünyesindeki lokantalar hariç)

Yemeği evde hazırlayıp, yerseniz KDV %1

Yemek yapmak için kullanılan hammaddelerin birçoğu “Temel gıda sayılması ve vergi adaleti açısından” KDV oranı %1′dir. Yemeğinizi evinizde hazırlayıp, yemeniz durumunda %1 oranında KDV ödemek suretiyle kurtulabilirsiniz.

Yemeği 2. sınıf lokantada yerseniz KDV %8

Yemeğinizi üç yıldız ve altı otellerde bulunan lokantalar veya 2. sınıf lokantalarda yerseniz, ödeyeceğiniz KDV oranı %8′dir.

Yemeği 1. sınıf lokantada yerseniz %18

Aynı yemeği 1. sınıf lokantada veya tatile çıktığınız 4 yıldızlı bir otelin lokantasında yemeniz durumunda ise ödeyeceğiniz KDV oranı %18′dir.

Dört ve beş yıldızlı otel ve tatil köylerinde her şey dâhil kapsamında yenilen yemekler konaklamanın tabi olduğu KDV oranına %8 oranına tabidir.

Tasarruf mu etmek istiyoruz

Gelin yemeklerimizi evde yiyelim

Hem sağlıklı koşullarda hazırlandığından emin olalım, hem de KDV için %1 ödeyerek tasarruf edelim…

Yok ben yemek yapmaktan hoşlanmıyorum, beceremiyorum yemek yapmayı mı diyorsunuz…. Ve hala tasarruf etmek mi istiyorsunuz…..

Kolayı var…………

Dört ve beş yıldızlı bir otelde veya tatil köyünde her şey dahil konaklayalım…Hem konaklamamız için %8 hem de yemeğimiz için %8 KDV ödeyelim tasarruf edelim…..





ASK DOSTLUK VE GÜVEN

14 07 2009

Bir zamanlar üç arkadas varmis;
Üçü bir arada oldu mu
harikaymis her sey…
Gün gelmis askin isi çikmis…
Eh meslek bu kolay mi?
Ama dostlarindan ayrilmadan önce söz vermis onlara.
Beni özlediginizde gelin demis; uzaklarda olmayacagim.
Nerede gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayim.
Ve ayrilmis yanlarindan…
Peki demis Dostluk Güvene;
madem öyle ben de yoluma düseyim…
Görev çagirir…
Ama merak etme,
nerde birlikte aglayan iki insan görürsen
Bil ki ben ordayim…
Güven agzini açmis veda etmek için ama
Dostluk ayrilmis arkadasinin yanindan onun son sözünü dinlemeden…
Ve gitmis uzaklara…
Güven
sessizce içinden geçirmis elinde olmadan…
“Beni kaybederseniz,
bir daha asla bulamazsiniz…”
Hiçbir zaman “GÜVEN”i yitirmemeniz temennisiyle





Türkleri Anlama Sanati Adli Kitaptan

14 07 2009

Madde 7: Hesap ödeyen erkek, hesabi ödemek için gereken islemi masanin
altinda yapar.Türk erkegi ödedigi hesabi masadakilerin görmesini istemez.
Eger görürlerse ayip olacagini düsünür ve karsidakilerin ‘Ulan amma da
görgüsüz herif, hem ismarl iyor hem de hesabi gözümüze sokuyor’ demesinden
çekinir. Böyle bir davranisa bir de Eskimo erkeklerinde rastlanilabilir.

Madde 11: Türkiye’de ilk, orta, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora
fark etmez, s inav kagitlari dagitilirken, bir ögrenci mutlaka ‘Hocam
istedigimiz sorudan baslayabilir miyiz?’ sorusunu sorar. Ayni ögrenci,
ögretmen haftaya sinav yapacagini bildirdiginde kaçinci sayfaya kadar
sorumluyuz hocam’ sorusunu soran ama yine de sinava çalismayan ögrencidir.

Madde 25: Tüm israrlara ragmen misafir ‘Yemeyecegim yeter!’ diyorsa, Ev
sahibi son kozunu degerlendirir ve ilahi gücü cümle içinde kullanip Bak
Allah’in adini verdim’ diyerek misafiri köseye sikistirir. Misafir bunun
üzerine midesi dolu olsa da, ilahi kudret korkusundan midir ka çis yolu
kalmamasindan midir, ne var ne yoksa bir çirpida yer.

Madde 34: Üzerinden araç geçsin ve temizlensin diye isyeri paspaslari
cadde
ortasina firlatilir. Sinek avlayan esnaf Türkiye’de temizlik hastasi
kesilir.Alir eline hortumu bastan asagi dükkaninin bulundugu caddeyi,
kaldirimlari bir güzel sular. O da yetmez, yandaki caddeleri ve sokaklari
da sulamayi is edinir. O arada paspaslar da temizlikten payini alir.

Madde 42: Misafirlikte kolonya ikram edilirken büyüklerin ellerine
çocuklarin kafasina dökülür.

Madde 46: Durakta degil de, her el kaldiran yolcu gördügünde duran otobüse
halk otobüsü denir. Halk otobüsü halki kirmaz, durur. Halk otobüsünün
belediye otobüsünden tek farki budur.

Madde 49: Sehirlerarasi otobüs yolculuklarinda kan bagi yoksa (kari,koca,
yegen, yenge gibi) bayan yanina erkegin oturmasi firma tarafindan kabul

edilmez. Türkiye’de en önemli namus bekçileri otobüs muavinleridir.
Muavinlere göre birbirlerini hiç tanimayan iki karsi cinsin, mesafe
olmaksizin seyahat etmesi, atesle barutun birbirine bitisik iki koltuktan
bilet almasi gibi bir seydir. Buna asla izin vermezler. Ancak gidilecek
yol
boyunca erkegin yanina oturtmadiklari genç kizi kesmeyi de ihmal etmezler.

Madde 63: Gelinin belinde yer alan kirmizi kusak bekareti simgeler.
Damadin
elbisesi üzerinde renkli bir çaput parçasi, herhangi bir isaret
bulunmadigindan cinsel geçmisi hakkinda fikir yürütmek mümkün degildir.
Aslinda bu geçmisle pek ilgilenen de yoktur.

Madde 64: Kafa bir yere çarptiginda sismesin diye çignenmis ekmekle
ovalanir. Türklerin ‘Kendi kendine tedavi’ yöntemleri sadece bunlarla
bitmez.Agriyan yere sicak tugla konur. Isitilmis çay bardaklari ile sirt
çekilir. Arpacik çikmis göze sarimsak sürülür.Kesilen ve kanayan yere
tütün
basilir. Pasli çivi batan yer sopayla dövülür. Burkulan yere biftek
baglanir. Yanan yere dis macunu sürülür.

Madde 66: Bütün ilaçlar buzdolabinda saklanir.Buzdolabinin kola, su, gazoz
koyulan bölgesi ilaçlara yetmeyince, ilaçlar yumurtalarin bulundugu
alanda,
kurumus yarim limonlara komsuluk yapar..





Kadın Çeşitleri…

14 07 2009

AK KADIN
Evi siler süpürür durur. Camlar, kapilar, duvarlar piril
pirildir. Bal dök yala, ama iste o kadar. Baska bir sey arama… Kapida “Kirli
ayaklarinla girme. Daha yeni temizledim, sakin kirleteyim deme. Usandim su evin
kirinden pasindan” diye bagirir. Kocasi azicik itiraz edecek olsa, “Baskalari
gibi eve temizlikçi kadin almiyorum, gene de yaranamiyorum” diye sizlanir.

PAK KADIN
Ikide bir banyo yapar, çamasir yikar. Kocasina, “Kirli
elbiselerinle oraya oturma. Eve girer girmez banyoya! Su pis seyleri çikar da
gir yataga” diye çikisir. Yatakta adama, “Aksama kadar çamasir, ütü beni yordu.
Simdi seninle ugrasamam” diye sirtini döner. Ona göre, sadece yikamak, ütülemek
hüner..

LAK LAK KADIN
Uyanir uyanmaz hemen baslar mesaiye. Yan komsuya günaydin
demeye gider, oradan alt kata damlar. Aksama dek yüz kapinin ipini çeker. Ayakli
gazetedir. Çene çalmayi çok sever. Lak lak etmekten
yemek yapmayi unutur. Kocasini, “Bu aksam da peynir, ekmek, zeytin falan
yiyiverelim. Üstüne de mis gibi çaylari içtik mi ohhhh!” diye avutur. Adam, “Her
aksam böyle diyorsun. Midem sulu yemege hasret kaldi be!” diye diklenmeye
kalkarsa, ” Bunu da bulamayanlar var, sükret haline” der, yani zeytin yagi gibi
üste çikar ve onu susturur.

YAK KADIN
Içi seni yakar, disi beni. Süslenir, püslenir, alimi
çalimiyla erkeklerin gönlünü yakar. Aynanin önünde onu mu giysem bunu mu..
derken ocaktaki yemegi yakar. Bütün parasini giyime kusama harcar. Böylelerine
“süs biberi” derler, “Adamcagizin basini yakti” diye elestirirler. Bir sigara
yakar, vitrinlere bakar. Ocagi açik biraktigini unutur, dükkan dükkan gezerken
evi bile yakar!..

BAK KADIN
Evdeki kiri, tozu görmez ama sokaktan kimler gelip geciyor,
komsulara kimler girip çikiyor, hepsini görür. Bir gürültü duysa bakmak için
hemen kosar. Televizyon ekranina, vitrinlere bakmaya bayilir. Bir eve gittiggi
zaman kadinin giydigi giysilerden, evdeki esyalara kadar her seye bakar, yorum
yapar. Tabi ikide bir de aynaya bakar kendini inceler.

TAK KADIN
Mücevheri pek sever. Kolarina bilezikler, boynuna
kolyeler, kulagina küpeler takar. Akli fikri altin gümüs takilardadir. Birini
çikarir öbürünü takar. Bazen de üçünü besini bir arada takar. Eve gelinceye dek
pesine erkekleri takar, ama kendisi kimseyi takmaz. Kuyumcularla senli benlidir.
Kocasinin boynuna bir halka takar pesinden sürükler durur..

SOKAK KADIN
Gözü hep disardadir. Gezmeyi çok sever. Sabah evden bir
çikar sokak sokak dolasir, turistik sosyetik yerlere gider. Sokakta tanistigi
insanlarla hemen kaynasir. Eve girmeyi cani istemez. Orada bile pencereden
sokaga bakar durur. Güzel havalarda parklarda, sokak kapisinin önünde oturur.
Biraksalar sokakta yatar. Böylelerini ya koca kendisini, ya da kendisi kocasinin
basindan atar. Bu tür kadinlara halk arasinda “sokak süpürgesi” derler.

ATAK KADIN
Erkeklerin kadinlari ezdigi inancindadir. Ikide bir de
onlara çatar, “Bizi köle gibi kullaniyorsunuz” diye suçlar, oysa kendisi
kocasinin parasini yer, vaktini kadin derneklerinde, toplantilarda, panellerde
geçirir, evine hiç bakmaz. Kocasi biraz söylenecek olsa, “Zaten siz erkekler hep
böylesiniz. Bizleri eve zincirlerle baglamak istersiniz” der, ondan bir hediye
almadan barismaz.

BATAK KADIN
Ali’nin külahini Veli’ye, Veli’nin külahini Aliye
giydirir. Erkek gibidir veresiye alisveris eder. Borç takmadigi esnaf yoktur.
Yakalanacagini anlayinca mekan degistirir. Makyajiyla erkeklerin akillarini
baslarindan alir, ” Buyrun efendim. Dükkan sizin. Ne isterseniz alin. Para
önemli degil” dedirtir. Koca taksit ödemekten illallah eder. Karisina biraz
yaklasacak olsa “Dur ne yapiyorsun? Makyajimi bozacaksin” saçina el atsa, “Aman
saçimi bozacaksin. Ikide bir de kuaför parasi veremem, zaten borcum var
kendisine” yanitini alir.

HAK KADIN
Hem disarida hem evde çalisir. Isten gelir gelmez dis
kiyafetini çikarmaya vakit bulamadan mutfaga girer, yemege, bulasiga el atar.
Salatayi yapar, sofrayi kurar, kocasinin önüne koyar, aksam da onun gönlünü
yapmaya çalisir Cumartesi pazarin keyfini çikaramaz. Tatil yapamaz. Evi
temizler, çamasir yikar, her tarafi siler süpürür, çocuga bakar ama gene de
kimseye yaranamaz. Kocasi kendisini soguklukla suçlar, hisim akraba, hiç bizi
arayip sormuyorsun der. Konu komsu burnu büyük, kimseyi begenmiyor diye dedikodu
eder. Tam bir oh çekip oturdugu sirada kocasi bir bardak su ister. “Kalk kendin
al” dese suç olur.





Hata!!!

14 07 2009

Eger bir berber bir hata yaparsa, bu yeni bir tarzdir…

Eger bir soför bir hata yaparsa, bu bir kazadir…

Eger bir doktor bir hata yaparsa, bu bir müdahaledir…

Eger bir mühendis bir hata yaparsa, bu yeni bir atilimdir…

Eger ebeveynler bir hata yaparsa, bu yeni bir kusaktir…

Eger bir politikaci bir hata yaparsa, bu yeni bir hukuk kuralidir…

Eger bir bilim adami bir hata yaparsa, bu yeni bir kesiftir…

Eger bir terzi bir hata yaparsa, bu yeni bir modadir…

Eger bir ögretmen bir hata yaparsa, bu yeni bir teoridir…

Eger bir patron bir hata yaparsa, bu bizim hatamizdir…

Eger bir personel bir hata yaparsa, bu bir “HATA” dir





Kadınlar İşte

14 07 2009

KADIN- Bi saniye…
ERKEK- Soyle.
KADIN- . . . . . . . . . . . .
ERKEK- Soylesene!
KEDIN- Acelen varsa soylemiyim.
ERKEK- Acelem yok ama cikicam, soyle
KADIN- Soyle soyle diyip ustume gelme.
ERKEK- Ya niye ustune geliyim. Bisey soylemiycek miydin?
KADIN- Yok bisey yok. Ne soylicem ki sana?
ERKEK- Yanlis anladim demek ki. Cikiyom ben o zaman.
KADIN- Cik sen, cik. Hep kac!
ERKEK- Yok kacirmam otobusu bugun. Bak daha onbes dakka var.
KADIN- Altinda kalirsin insallah!
ERKEK- Ne?
KADIN- Bisey soylicem demistim. Ama beni dinliycek zamanin yok
tabii.
ERKEK- E sen ne soyliyim ki demedin mi?
KADIN- Git, tamam git!
ERKEK- Hey allahim! Ben gene yanlis anladim o zaman.
Soyle,dinliyom.
KADIN- Heeeee! Bes dakka kalmis otobusun kalkmasina. Soyle
soyle diyip.
ERKEK- Euzubillahiminnnn. . .
KADIN- Ne?
ERKEK- Yok bisey. Soylicen mi?
KADIN- Soyliyim de bir an once kac dimi? Vaktini aliyom.Arkadaslarin
ozlemislerdir seni.
ERKEK- Hayatim, hergun goruyorlar beni. Niye ozlesinler?

KADIN- Ozlerler. Onlari can kulagiyla dinlersin cunku. Nedense ise
giderken cok neseli oluyorsun. Ne bekliyorsa seni orda.
ERKEK- Bi dolu is bekliyo. Ne beklicek ki?
KADIN- Biliyorum o isleri. Iki ayakli, boyali, parfumlu isler.
ERKEK- Yok artik, daha neler! Senin sinirlerin bozuk galiba.
KADIN- Evet bozuk. Sabahtan beri pesinden kosuyoruz, bisey soylicez diye.
ERKEK- Soyle diyom ben de sabahtan beri.
KADIN- Sorun da bu zaten. Soyle diyosun soyluyorum, sus diyorsun
susuyorum.Benim soz hakkim mi var bu evde?
ERKEK- Guzel karicim niye olmasin! Ya, ben sana ne zaman sus dedim
ki?
KADIN- Bi de deseydin. Konusmaya da hakkim olmasin. Su televizyon
benden degerlidir bu evde.
ERKEK- Yok artik o kadar da degil, iyice abarttin. Senin canin
sIkkin anladim.
KADIN- Ne? O kadar da degil mi?
ERKEK- Degil tabii.
KADIN- Yani ona yakin. Anladim. Avukata gidiyorum.
ERKEK- Ne? -
KADIN-Avukata gidiyorum. Bu is biter. Huuuuuuu! ! . . .. .
ERKEK- Ya, ne dedim ki ben simdi?
KADIN- Allahim bi de soruyo. Hemen gidiyorum.
ERKEK- Nereye?
KADIN- Bi telefunkenden degerli olmadigim bu evden gidiyorum.
ERKEK- Hey allahim. Her lafi kicindan anlamak zorunda misin?
KADIN- Oha!
ERKEK- Hayir guzelim. Yani herseyi yanlis anliyorsun, onu
soyluyorum.
KADIN- Hayvan.
ERKEK- Peki tamam. Agzimdan kacti, ozur dilerim.
KADIN- Bir kicimiz eksIkti.
ERKEK- . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
KADIN- Arkamdan ne kufurler ediyosundur. Yuzume kic diyosan.
ERKEK- Sustuuum.
KADIN- Susma!
ERKEK- Ne? . . . . Nasi?
KADIN- Susma! Bisey soyle, kacma. Sus, konu kapansin. Git isine
mutlu mutlu. Hayat devam etsin. Yok oyle.
ERKEK- Tamaaam konusalim. Ise gitmiyom o zaman.
KADIN- Naaparsan yap. Ben gidiyorum.
ERKEK- Nereye?
KADIN- Odama.
ERKEK- Eeeee?
KADIN- Ne istiyorsun?
ERKEK- Konusmak.
KADIN- Gunaydiiiin!
ERKEK- Eveeet, heh he!
KADIN- . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
ERKEK- Yaa dur! saka yaptim. Ortam yumusasin diye. Aglama ya!
KADIN- Huuuuuu! . . . . Uzme sen kendini benim icin.
ERKEK- Kimin icin uzcem, karim diil misin?
KADIN- Olmaz olaydim.
ERKEK- Tatlim. . . Buyutuyorsun ama.
KADIN- Ne?
ERKEK- Biraz abartmiyor musun?
KADIN- Ben mi?
ERKEK- . . . . . . . . . . . . . . ! ?
KADIN- Ben mi ha! Ben mi? Ben mi buyutuyorum? Topluyorum.
ERKEK- Ne?
KADIN- Hemen esyalarimi topluyorum.
ERKEK- Sacmalama!
KADIN- Birak kolumu, biraaak! Zorba herif.
ERKEK- Tamam. Dokunmuyorum. Ama gitme, konusalim.
KADIN- Uzak dur! Polisi ararim.
ERKEK- Yok artik. Hirsiz miyim ben?
KADIN- Evet, hirsizsin. Hayatimi, yasama sevincimi caldin.
ERKEK- . . . . . . . . . . . . . . . . . . !
KADIN- Soylicek bisey bulamadin. Dilini mi yuttun?
ERKEK- Butun bunlari ne zaman yaptigimi dusunuyorum.
KADIN- Beyimiz kavga istiyor galiba!
ERKEK- Hayir ama. . . . .
KADIN- Tamam. Kavga istiyosan, kavga ederiz. Noolcaksa olsun.
ERKEK- . . . . . . . . . . . . . . !
KADIN- Gulucek bisey gormuyorum ben durumumuzda.Evliligimiz
catirdiyor.
ERKEK- . . . . . . . . . . . . . . . !
KADIN- Siritma! Yemin ederim. Avukati aricam.
ERKEK- Istersen ara ama. . . . .
KADIN- Peki, hemen ceviriyorum.
ERKEK- Nisantasi’ndan gidelim.
KADIN- Senin gelmene gerek yok. Ben taksiyle giderim.
ERKEK- Ben de geliyim. Hem su uzun deri cekete de bakariz.
KADIN- Hiii? ! ! Sen nerden biliyorsun o ceketi?
ERKEK- Ajandana not almisin bugun bana soylemek icin. Orda gordum.
Simdi aklima geldi.
KADIN- E. . evet. Sey!
ERKEK- Ben de arayip ayirttirdim.
KADIN- Inanmiyorum.
ERKEK- Giderken aliriz.
KADIN- Nereye?
ERKEK- Avukata.
KADIN- Eee. . . evet.
ERKEK- Ya da istersen bugun gitmeyelim avukata. Direk ceketi
almaya gidelim.
KADIN- Aaaa. . . eeeeee. . . . olur.
ERKEK- Hayatim?
KADIN- Efendim?
ERKEK- Sen bana ne soylicektin?
KADIN- Bosveeeer





İyilik Meleği :D

14 07 2009

Adamin isi varmis, Ankara’ya gidiyormus, tam uçaga binerken
kulaginda bir ses :
-Binme, bu uçak düsecek!
Dönmüs, bakmis, kimse yok, ama içine de bir kurt düsmüs,
binmemis.
Ikinci uçagi beklerken kara haber ulasmis :
-Uçak düstü kurtulan olmadi!
Kosmus Haydarpasa`ya, bilet almis, tam trene binecek, ayni ses
kulaginda :
-Binme bu trene, raydan çikacak!
Dönmüs, bakmis yine kimse yok, trene binmemis, gelmis eve, sabah
gazeteyi
açinca tüyleri ürpermis :
-Tren Eskisehir`de raydan çikti su kadar ölü, su kadar
yarali…
Allahina sükretmis, kosup otobüse bilet almis, tam binerken
yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüs yine kimse yok! Dayanamamis, bagirmis :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleginim!
Adam iyice kizmis:
-Ulan evlenirken neredeydin





Hayata Dair 5 Ders

14 07 2009

Birinci Ders:

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada
çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?’
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen
Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50′lerinde falan
olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp
kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
‘Tabii, dahil’ dedi, Hocamız…
‘İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksı nız. Hepsi birbirinden
farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar
bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…’
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da…
Dorothy idi.

İkinci Ders :

Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir
zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan
arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her
arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60′lı yıllarda bir beyazın bir
zenciye, hem de Alabama’da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de
adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Mua zzam bir konsol
televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda…
‘Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur
sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan

kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son
nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık
beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın…
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.’

Üçüncü Ders :

Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın…

Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu… Çocuk sordu:
‘Çikolatalı pasta kaç para ?’
‘50 Cent.’
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
‘Peki, Dondurma Ne Kadar ?’
‘35 Cent.’ dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı
ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
geçirebilirdi ki… Çocuk parasını bir daha saydı ve
‘Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?’ dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan
gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
15 Cent’lik bahşiş duruyordu..

Dördüncü Ders :

Yolumuzdaki Engeller…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
gözlüyor… Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle
eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına
itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde
bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında ol madığı bir ders almıştı.
‘Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’

Beşinci Ders :

Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir
an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve ‘Eğer kurtulacaksa, veririm
kanımı’ dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve
gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
çocuğun yüzü de giderek soluyo rdu…
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
‘Hemen mi öleceğim ?’
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip,
öleceğini düşünüyordu.