Henüz güneş insanlara kızmamıştır, muhteşem simit kokularıyla sokak araları dolmaya başlamışken, insanlar kinini, ihanetlerini ya da mutluluklarını paylaşmamışken bir gece daha işlevli bir arzu ile sabaha kavuştu. Yine zaman aktı.
Ezberlemek de zorlandığın çarpım tablosu, çok izlemek istediğin filmin okula gideceksin bahanesi ile kesilmesi, annenin senden önce kalkıp kahvaltını hazırladığı anlar bugün bir kelime bir kokuyla eskiyi hatırlatıyor. Çünkü bu günler geçmiş oldu çoktan. Artık yerini hatırlatan anılara bırakarak geçtiler hayatımızdan. Artık geri dönemezsin çoktan hayal olup gitmiştir farkına bile varmadan. Ekmeğin kokusunu alıp eskiyi hatırlarken fırıncının un dolu yüzünün arasından para hırsı ile gülümseyip inci gibi dişlerini görünce büyüdüğünü anlarsın. Geçmişi düşlerken bir gürültüyle gerçeğe döndüğünde büyüdüğünü anlarsın.
Hayat film şeridi gibi değildir. Dram sahnenizin içinde asla sizin en sevdiğiniz müzik çalmaz. Ne zaman başladığını bilmediğiniz kriz ne zaman biteceğini bilmediğiniz kriz her gün yüzünüze çarparken arka fonda ne bir müzik nede sonunu bildiğiniz senaryo vardır. Küçükken oyunda sıranın size gelmesini mutlulukla bekleyen rolde iken hayat denen senarist çoktan rolleri değiştirmiştir. Çünkü büyüdün artık. Kıymetini bilemediğin tüm anların değeri anlaşılır. Peki ya büyümek kötü bir şey mi? Bu soruya hayat sahnesinde herkese farklı roller ile yanıt verir.
Her gece sabaha bağlanır, her doğan büyür. Önemli olan şuanın tadına varmak, yaşama sevincini yakalamak. Asıl önemli ise sanırım bunu anlamlandırmak. ’Büyümek ya da büyüyememek’ sanırım mesele bundan ibaret…
Ayşen GÖKÇEN
2 responses to “BÜYÜMEK YA DA BÜYÜMEMEK”
volkanatak
14 Kas 2009, 15:00
Yazı güzel ama keşke yazanıda altına iliştirseydin. çünkü insnaalr beğendiği yazarın başka yazılarınada göz atmak isteyebilirler…
agokcen
14 Kas 2009, 19:05
Yazının devamı gelecek yazarın başka yazısı yok çünkü… ilk yazım beğenmene sevindim