Asırlardır kimsenin alışık olmadığı bir öyküyü yaşıyor bu insanlar. Yeme içmelerinden giyim kuşamlarına bütün bir kasaba halinde halen ortaçağı yaşıyorlar. Hem de modern dünyanın tüm kuşatıcılığına, zorlamasına ve tehditkâr tutumuna rağmen. Düşünün bir defa; hangimiz cep telefonsuz, televizyonsuz, arabasız bir dünyayı hayal edebiliyor? Bütün bunlar sadece yüz ve ya yüz elli yıllık bir geçmişe sahip olsalar da hayatlarımızda öyle yer etmişler ki sanki bin yıldır bizimleler. Ancak bu insanlar için durum hiç de öyle değil.Amerika’da Pennsylvania eyaletinde Lancaster adlı bir kasabada yaşıyorlar. Ancak iki binli yılları değil bin altı yüzlü yılları. Elektrikli aletler, motorlu araçlar, devletin sunduğu tüm imkânlar; her şey ama her şey onlar için bir lüks sayılıyor. Yaklaşık üç yüz yıl önce Avrupa’dan buraya göçmüşler. Geldiklerinde sayıları üç bin kadarmış, şimdi ise iki yüz binin üstünde bir nüfusları var. Bunca yıldır inançlarından ve geleneklerinden kurulu düzenlerini asla değiştirmemişler ve bugün dünyaya teknoloji ihraç eden Amerika’da ortaçağın hayat şartlarıyla yaşıyorlar.
Gelecekte Kalmış Bir Geçmiş: Amishler
10 09 2009Yorumlar : 1 Yorum »
Etiketler: Gelecekte Kalmış Bir Geçmiş: Amishler
Kategoriler : Kategorilenmemiş
UÇURTMA AVCISI (Khaled Hosseini)
28 08 2009
Uluslar arası çok satanlar listesine girmiş ve 8 milyonu aşkın kişi tarafından okunmuş olan “Uçurtma Avcısı”, hem 2006 hem de 2007’de Penguin/Orange Readers’ Group Ödülü’nü kazanmıştır.
Arka Kapak:
Emir ve Hasan, Kâbil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü…
Yorumlar : 2 Yorum »
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Okumaya değermiş ELİF ŞAFAK/aşk
6 07 2009
Başlı başına bir dünyadır AŞK. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde..
Okumaya başladım. Sıradan bir aşk değil bu, gerçek aşk. Tanrıya duyulan aşk. Hz. Mevlana ve Tebrizli Şems Efendinin tasavvufu anlatılıyor. Kitabın arka kapağında kitaptan bir alıntı var. Kitap içinde kitap vardır ya, işte bu kitabın içindeki kitabı anlatan bir önsöz: “Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk Şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikâyeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy…
“Hamuş” derdi Mevlana kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiç bir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini..?
Kâinatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim. Her bir insanı Yaradan’ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. Dinlemeyi sevdim. Cümleleri, kelimeleri ve harfleri… Oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu.
Mesnevi’yi şerh edenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi “Bişrev!”dir. Yani “Dinle!” Tesadüf mü dersin ismi “Suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “Dinle!” diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?
Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. “Neden?” diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla. Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.”
A. Z. Zahara
Amsterdam,2007
Mevlana’nın Mesnevi’sini okumak ve anlamak lazım. Ordan beğendiğim küçük bir hikaye ile bu yazıyı sonlandırıyorum:
“Birisi, bir dostunun kapısını çalar. Dostu ‘kapıyı çalan kim?’ diyince ‘benim’ diye cevap verir. Dostu ‘git, şimdi zamanı değil. Böyle bir sofra ham kişinin makamı olamaz. Hamı, ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir?’ der.
Adamcağız gider; bir yıl dostunun ayrılığıyla yanıp yakılır. Pişerek tekrar döner; dostunun evi etrafında dolaşmaya başlar. Kapısına varıp ağzından edep dışı bir söz çıkmasın diye korkuyla kapıyı çalar. İçerdeki ses ‘kim o?’ diyince ‘gönlümü alan sevgili, sensin’ diye cevap verir. Kapı açılır ve sevgili der ‘madem ki bensin; ey ben, gel içeri gir. Ev dar; iki kişi sığmıyor!”
Yorumlar : 1 Yorum »
Kategoriler : Kategorilenmemiş, Öylesine
Annem bu gece yüreğine sığına bilir miyim?
20 05 2009Ellerime baktım…
Hala yumuşak ve kar beyazı… Ne değişmişti… Annem ellerime dokunup derdi;
—ellerine dokununca yüreğini görüyorum yumuşacık bir kalp her sabah kendini yenileyen beyaz yağmurlarda yıkanan bir masumluk…
Söylesene annem ne değişti… Sen diyordun yüreği güzel olanlar mutlu yaşarlar diye… Ne değişti hayatımda.
Mutlu değilim be annem! …
Her gece yıldızları yorgan gibi üstüme örtüp gecenin soğuk sularında boğuluyorum…
Haberin var mı senin?
Alfabemi değiştirdim ben bütün taBularımı yıkarak. Artık sesli harflerim yok benim. Anlamsız nedensiz, öksüz, kendi kendine küsmüş harflerim var. Birde hastalıklı noktalama işaretlerim…
Duydun mu annem beni?
Notasız, umutsuz müzikler dinliyorum. Ruhum rahatsız olmuş dünyanın satılık müziklerinden; … Yasakladı notalı, umutlu, anlamlı müzikleri…
Birde ağıtları dinler oldum…
Annem yüreğim yanıyor!
Mevsimlerimi yakıyorum her gece ruhumun ağlayışına. Ne kış var hayatımda nede yaz… Öyle soğuk, öyle boğuk… Gülüşlerimi anlamlı cümlelerimle yolcu ettim. Sevinçlerim arkalarından ağıt yaktılar…
Ağlama ne olur annem yakma canımı
Gözyaşlarımı yalnızlığıma bağışladım, … Ağlayamam da seninle.
Annem bir avuç sevgiye ihtiyacım var.
Yarım kalmış öykülerden geldim. Kapısı kapalı masallarda yaşadım
Bu gece ellerini saçlarımda gezdirir misin? Bu gece, bu gece kollarında uyuyabilir miyim?
Annem sensiz hayati hic düsünemiyorum
Annem bu gece yüreğine sığına bilir miyim?
Çok yara aldım Annem…
TIRTILIN POSTASI
Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yazacak Bir Şey Yoksa, Ne Yazmalı?
26 03 20091. Başkasına Yazdırın – Yazacak bir şeyiniz olmadığında yapılacak en iyi şeylerden biri de, başkasına yazdırmaktır. Herhangi bir konuk yazar, tüm boşlukları dolduracaktır.
2. Anket Yapın – Basit bir sorunun cevaplandırılması için anket oluşturmak, ilginç ve güzel bir sohbetin başlangıçı olabilir. Tutumlu bir şekilde kullanılmalı, arama motorlarında çok etkili değildir.
3. Haberleri Bildirin – Haberler her zaman vardır ve bilgi için müthiş bir kaynaktır. Haberi okuduğunuz yere bağlantı vermeyi unutmayın.
4. Bağlantılar Listesi Oluşturun – Yararlı içeriğe sahip yüzlerce müthiş blog var. Bu yararlı içeriklerin bir arada bulunduğu bir bağlantı listesi oluşturun.
5. Eski Bir Yazınızı Su Yüzüne Çıkarın – Eski yazılarınız, bazı fikirler için güzel kaynaklar olabilir. İçerik ilgi çekiciyse, referans verebilirsiniz.
6. Satın Alın – Eğer yazacak bir şeyiniz yoksa, zaten yazılmışları satın alın. Ucuza içerik satın alabileceğiniz pek çok yer var.
7. Fikir Alın - Başkasından fikir almak, yeni fikir üretemiyorsanız iyi bir yoldur. Yeni içerik fikirleri için açık davet oluşturun. Bazı fikirler ve okuyucularınızın bilmek istediği bazı şeyler, yorum olarak gelecektir.
8. Serbest Takılın – Bu gerçekten eğlenceli ve tedavi edicidir
. Sadece yazın, ne hakkında olduğu önemli değil. Hergün devam eden monotonluğu değiştirmek, sizin ve okuyucularınızın daha farklı şeyler keşfetmesini sağlayacaktır.
9. Birilerine Sevgi Verin - Gerçekten sevdiğim ve herkese tavsiye edebileceğim, çok sayıda blog okuyorum. Eğer beğendiğiniz bloglardan biri hakkında yazarsanız, bu okuyucularınızın da ilgisini çekecektir. Ayrıca bloglar hakkında yazmak kolaydır da.
10. Yazmayın – Biraz molaya ihtiyacınız varsa, geriye dönük incelemeler yapmak üzere biraz dinlenin. Blog hayatnızın sonuna da ulaşmış olabilirsiniz.
Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Stand By ME !
8 03 2009When the night has come
And the land is dark
And the moon is the only light we see
No i won’t be afraid
No i won’t be afraid
Just as long as you stand, stand by me
So darling, darling stand by me
Oh, now, now, stand by me
Stand by me, stand by me
When the sky that we look upon
Should tumble and fall
And the mountain should crumble to the sea
I won’t cry, i won’t cry
No i won’t shed a tear
Just as long as you stand, stand by me
And darling, darling stand by me
Oh, stand by me
Stand by me, stand by me, stand by me
Whenever you’re in trouble won’t you stand by me
Oh, now, now, stand by me
Oh, stand by me, stand by me, stand by me
Darling, darling stand by me
Stand by me
Oh stand by me, stand by me, stand by me
Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Lost Ekibi 100.bölümü Kutladı
5 03 2009 Ve bu diziye yakısır muhteşem bir pasta ….
Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Güncel Konular, Kategorilenmemiş
Eşşeğin Yaptığını Yapmalıyız!
27 02 2009Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.
Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi .
Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, çoğu zaman.
Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile…
Yorumlar : » yorum bırak;
Kategoriler : Kategorilenmemiş









YORUMLARINIZ